ULUSLARARASI HUKUK

Uluslararası hukukun işlemediği iddiası, hukukun yokluğuna değil gücün, hukuku askıya almasına işaret eder. Bu, hukukun başarısızlığı değil ihlâlidir. Buradaki sorun, hukukun kendi değil onu ihlâl eden güç mimarisidir.

Uluslararası hukuk, iç hukuk gibi anında sonuç üreten bir yaptırım sistemi değildir. Önce norm üretir, sonra meşrûiyet üretir; en son, yaptırım doğar.

Uluslararası hukuk, her ihlâli anında durdurmak için değil ihlâli tanımlamak, kayda geçirmek ve meşrûiyetsiz kılmak için vardır. Bu çerçevede, soykırım tanımı işgal yasağı ve sivillerin korunması fiilen engellenemese bile hukuken inkâr edilemez hâle gelmiştir.

Uluslararası hukuk, çoğu zaman gecikerek işler fakat işlediğinde geriye dönük olarak hüküm kurar. Bugün dokunulmaz görünen aktörler, yarının sanıkları olabilir. Nürnberg > Yugoslavya > Ruanda > UCM zinciri, hukukun doğrusal değil birikimli işlediğini gösterir.

Uluslararası hukuk, zâlimi her zaman durdurmaz fakat onu maske takamaz hâle getirir.

"Uluslararası hukukun işlemediği"ni söylemek kolaydır fakat onun yerine ne koyduğumuzu söylemek zorundayız. Hukuksuzluk, adâletsizliğin değil keyfî gücün rejimidir. Hukuk yoksa hak da yoktur. Hukuk yoksa mazlumun dili tamamen susar.

Hukukun askıya alınması, hakkın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Zulüm, geçici olabilir fakat hüküm kaydı kalıcıdır. Bu, şehâdet/şahitlik kavramıyla da örtüşür:
Uluslararası hukuk, tarihin şahitliğini kurumsallaştırır.

Uluslararası hukuk, başarısız değil sabırlıdır. Hukuk, işlemediğinde değil ihlâl edildiğinde konuşur.